Bu işin başı Çin = Kim = WHO ?, UN MUN

Bu işin başı Çin’de. Yıllardır Çin e seyahat ederim ve her seyahatim sonrasında mutlaka zatürreye varan rahatsızlıklar yaşadım. Son 4 yıldır yakınlara da olsa, tüm yurt dışı, hatta bazı dönemler yurt içi seyahatlerimde bile maske kullanmaya başlamıştım. Son zamanlarda Çin de otelde gece uyurken bile takıyordum, çünkü klimalar en ciddi bakteri ve virüs yayıcıdır.
İşin başı Çin demiştim. Bu Coronavirus ve Covid-19 hastalığının ilk ortaya çıktığı yerde Çin. Bu sorunu dünyanın başına saran haliyle ve sorumlusu da Çin’dir. Çin e karşı sempatim vardı. Kadim bir devlet ve geleneklerine hayranlığımı ifade etmeliyim. Ancak bu ne buldularsa yeme gelenekleri ve huyları ile kimse barışık olamaz sanırım. Sonuç itibariyle söylenenlere göre de kaynağı bu açık pazarları ve vahşi hayvan yeme alışkanlıkları. Ya şu zavallı Pangolin lerden ne istediniz. Hiç mi yiyecek başka bir şey bulamadınız. Bu da bizim Kirpi ler şifalıdır diyerek insanlarımızın Kirpi leri katletmelerinden farklı bir şey değil. Aslında insanın gözünün içine bakan ve şefkat ve merhamet dileyen bir yaratığı neden öldürür ve yeriz anlamıyorum. Kültür ve gelenek işte.
Ben burada açık ve net bir şekilde Çin in sorumlu tutuyorum. Bugün evimizde hapsolduysak, sevdiklerimizi kaybediyorsak ve işimizi gücümüzü kaybettiysek bunun sorumlusu Çin’dir. Birçok hastalığın kaynağının vahşi hayvanlar ile temasın olduğunu bildikleri halde neden bunu yasaklamadılar. Globalleşme ile birlikte bir virüs çok hızlı bir şekilde pandemiye dönüşeceği biliniyordu, o halde neden önlemini almadınız.
Bir de dünya sağlık örgütü ( WHO = kim ? )ne işe yarar ve kime hizmet eder. Ben son seyahatlerimde eşime, ben WHO ( Dünya Sağlık Örgütü – World Health Organization ) ne derse ona göre hareket ederim diyerek, Şubat başında ABD ye seyahat etmiştim. Keşke güvenip gitmeseymişim. Böylelikle sevdiklerimi tehlikeye atmış oldum. Allahtan maske ve dezenfektan kullanma alışkanlığım vardı, sağ salim döndüm.
Dünya sağlık örgütüne güvenmiyorum ve inanmıyorum. Birleşmiş milletler (UN – United Nations )gibi, bu örgütler kukla ve kandırmaca. Bu dünyada o kadar çok şey kandırmaca ki aklımız şaşar. Neye inanacağımızı bilemiyoruz. Gerçekte inanacağımız eğer varsa sağduyumuz ve vicdanımız. Bundan da birçok insan yoksun olduğuna göre, manipüle edilme ihtimalimiz çok yüksek demektir.
Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler gibi kurumlar kukla olduklarını tekrar ispatladılar. Yalan söylediler. Pandemi hakkında çok geç uyarıda bulundular. Maskeye gerek yok dediler. Bu nasıl bir yalandır !
Dünya liderleri de aynısını yaptı. Onlar da halklarını kandırdılar, yalan söylediler ve manipüle ettiler. En başta İngiltere nin başındaki …. Boris Johnson ve diğer bir … Donald Trump. Türkiye dahil olmak üzere, diğer Almanya liderleri gibi liderler daha sağduyulu ve sorumlu davranışlarda bulunarak, vatandaşları ile alay etmediler, erken ya da geç önemli değil artık, durumu doğru kavrayarak kontrol altına aldılar. Toplumları öyle evlerine göndermek, işi gücü bıraktırmak kolay mı sanıyorsunuz. Kimsenin savunucusu değilim, ancak suçluları ifşa edip, doğru işleri de övmek gerekiyor. Doğru işleri yapanlarında yanlışları yok mu? Evet var, çok hemde. Ancak şu yukarıda bahsettiğim şarlatanların yanında bunlar kıyasa bile konulmaz. Ben de ülkemdeki bürokrasiden, hantal işleyen yapıdan şikayetçiyim. Bazı hesaplar yanlış yapılıyor. Önemli olan sonuçta doğru hesabı bulmak. O nedenle vatandaşta görevini yapacak.
Bundan sonra dünya yeni bir çağa başlıyor. Aç gözlü, acımasız kapitalist düzenin oluşturduğu globalizm ve onun getirdiği tahribatın sona ermesi gerekiyordu. Umarım sona erer. Merak etmeyin hiç kimse aç ve açıkta kalmaz. Bu dünya, henüz bu 7 milyarı besleyebilecek güçte. Sistem çökmeyecek. Ancak düzen değişecek. Bizim de artık bir rüyadan uyanıp, gerçekleri görmemizin zamanı geçmek üzereyken uyandırıldık. Umarım tekrar aynı hülyalı rüyalara dalma gafletinde bulunmayız.

Beğendiniz mi? O halde paylaşın
Genel kategorisine gönderildi | 6.998 Yorum

Virüs ve Bakterilerle mücadelem

Bir firma sahibi olarak geçmiş yıllarda çok fazla uzun mesafe uçuşlarda bulundum. Yılın yarısından fazlasını seyahatlerde geçirdim. Bu seyahatler sadece uçuşlardan kaynaklanan yorgunluk değil, aynı zamanda farklı iklim ve zaman farkından yorgunluklara sebebiyet veriyordu. Bu şartlarda hasta olmamak için bir çok tedbir almak zorunda kalıyordum. Sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve sporun yanı sıra, vitamin takviyeleri ile kendimi korumaya çalışıyordum. Her ne kadar dikkat etmeye çalışsam da, mutlaka bir şekilde bağışıklık sisteminin zayıfladığı dönemlerde vücudum her türlü bakteri ve virüs saldırısına korumasız yakalanabiliyordu. İş tempomun yüksek olması nedeniyle hastalanmam benim için büyük kayıp anlamına geliyordu.
Ancak bu tecrübeler sonunda çok önemli bir şey keşfettim ve bu benim son yıllarda hastalanma oranımı neredeyse sıfıra kadar indirdi diyebilirim. Bakteri ve virüslerin çoğalmalarını sağlayan uygun ortamların başında, mekanlarda bulunan havalandırma ve iklimlendirme sistemleri yer alıyor. Klima ve havalandırma sistemleri her ne kadar iyi bir filtre sistemine sahip olsalar da, bakteri ve virüslerin üremeleri ve yayılmaları için en uygun mecralar. Otel odaları, taksiler, uçaklar, restoranlar, her yerde iklimlendirme mevcut ve özellikle gece kapatılıp, gündüz çalıştırılan klima sistemlerinde, kapalı olduğu sırada üreyen bakteri ve virüsler, klima sistemi açıldığında ortamı ciddi anlamda kirletmekteler. Gözle görünmeyen ve sağlığımızı tehdit eden bu bakteri ve virüslere karşı kişisel olarak sağlayabileceğiniz en doğru koruma yöntemi maske olacaktır. Maskeler hem kuru ortamda nefesinizin nemini korumanızı sağlayacak, hem de dışarıdan gelen tehditleri bloke edecektir. Tabii tek kullanımlık maskelerin yüzeyinde bu sayede bakteri ve virüslerin yerleşeceğinden, bunları da sıklıkla değiştirmeyi ihmal etmemeniz gerekiyor.
Maske kullanımım ile ilgili ironik bir ipucu daha vermek istiyorum. Maskenize damlatacağınız 1-2 damla Çin yağı ile daha ferah nefes aldığınızı ve sizi daha konforlu ve rahat hissetmenizi sağlayacağını ilave etmek isterim.
Bu sayede ben son 5 yıldır seyahatlerim sonucunda enfeksiyonlardan korundum. Bundan sonra da iş yerimde bütün arkadaşlarıma, ikiden fazla hapşırmaları durumunda bu maskeleri ofis içinde kullanmalarını söyledim. Zaten hasta olduklarını anladıklarında ofise gelmemeleri en önemli kuralımız haline gelmiştir. Bütün arkadaş ve akrabalarıma mutlaka sürekli bu yöntemi tavsiye ediyorum.
Son iki yıldır keşfettiğim önemli bir korunma yöntemi daha var. O da özellikle seyahat halindeyken veya gün içinde kalabalık bir ortamda bulunduysam, akşam ve sabahları tuzlu su ile sinüslerimi temizliyorum. Bu sayede de hastalanmadığımı fark ettim.
2019 yılı Aralık ayında Çin’in Wuhan eyaletinde ortaya çıkan COVID-19 ya da genel olarak bilinen adı ile Corona Virüs’ün varlığı ile birlikte seyahat etmeden önce mutlaka birkaç kez daha düşünmeye başladım. 2020 Ocak ayı içinde 2 kez Almanya, 1 kez Danimarka ve Ocak sonunda da ABD ( Chicago, Las Vegas, San Diego ve Los Angeles ) seyahatim oldu. Özellikle son seyahatim olan ABD ye gitmeden önce çok tedirgin oldum. Bu kez daha tedbirli olmalıydım. Eczaneden anti-viral pastil, anti-viral şurup, anti-bakteriyel bez ve spreyler ile hazırlıklarımı yaptım. Ancak bunların içinde en önemlisi maske olacaktı. Son 6 yıl içinde geliştirdiğimiz önemli bir yenilik vardı. Bu yenilik ile 3 önemli ve büyük ödül sahibi olmuştuk. Bu kumaş hem anti-bakteriyel ve anti-fungal özelliğinin yanı sıra, nötron tutma kapasitesi de bulunmaktaydı. Bazı bilimsel araştırmalardan aldığımız bilgiler ile de, aynı zamanda anti-viral olduğunu biliyorduk.
EOC adını verdiğimiz bu buluşumuz ile hemen bazı maske denemelerinde bulunduk. Kullanım konforuna inandığım için 3-4 farklı kumaş ve model denemelerinden sonra geliştirdiğimiz ürünü kullanmaya karar verdim. Kullanma konforu, yıkanabilme ve kalıcı özelliği ile kendimi güvende hissettiğim bu maskeler ile yola çıktım. Maskeye 1-2 damla nane yağı damlatıyorum, hem ferahlık veriyor. Havalimanları, oteller ve binlerce insanın ziyaret ettiği ve dünyanın her yerinden ve özellikle de Çin’den gelen katılımcıların bulunduğu bir fuarda kendi ürünümü güvenle kullandım. Sadece güvende olduğumu bilmek değil, aynı zamanda kendi geliştirdiğim ürünü kullanmamın gururunu sizlere anlatabilmem mümkün değil. Umarım bu teknoloji ve ürün gerçekten insanlığa faydalı bir buluş haline gelir.

Beğendiniz mi? O halde paylaşın
Güncel kategorisine gönderildi | 7.166 Yorum

Hızlı İnternetin Önemi

İlk internetle tanışmam 1996 yılında oldu. Ankara üzerinden bir modem marifetiyle çevirmeli ağ ile ilk bağlantımı sağladım. Netscape tarayıcı ile sayfanın açılmasını sabırla bekliyorduk. Muhtemelen Türkiye de ilk e-posta adreslerinden birine yine 1996 yılının başında sahip oldum. O gün bu gündür, günümüz teknolojilerinin tarihi gelişiminin doğuşuna şahit olma imkanını yakalayan bir kuşağın mensubuyum. 80’li yıllarda teleks yerini faksa bırakmıştı ve 90’lı yılların sonunda da internet ve e-posta hızla faksın yerini almaya başladı. Yıllardır cebimizde taşımaya başladığımız Internet’in yaygın anlamda hayatımıza girişi neredeyse 20 yılını doldurmak üzere. BPS, Dial-Up, ISDN, DSL, A-DSL, Fiber vs. derken bugüne geldik. Dünya artık internet altyapısı üzerinden iletişim kuruyor ve her geçen gün veriler arttıkça, altyapıya ve hıza ilişkin talep aynı ortanda artıyor.
Dünya’da en hızlı internet sıralamasında Güney Kore ile birlikte İskandinav ülkeleri geliyor. Türkiye ise dünya internet hızı ortalamarında yer alıyor. Günümüz teknoloji liderliğini ve medeniyet seviyesi için bir kriter alınacaksa, bu bence internet hızı olmalıdır. Çin’in 5 yıllık kalkınma programında ilk 5 te yer alan kriteri, internet hızını 100 mbit lere çıkartmaktı. Bu ülkenin endüstriyel bir hedefi olarak programa alındı.
Türkiye dünyanın en büyük 17. ekonomisi. Türkiye’nin de , Türk insanında bir hedefi var, hayalleri var. 600 milyon USD nin üstünde yazılım ihracatı yapan gençlerimiz, yeni medya mecrası olarak tabir edilen İnternet medyası, yaşamını bu iletişim mecrası üzerinden kazananların tamamının bir beklentisi var. Bu kabaca, şu anda çalışan insanların 4:3 ünün talebi. İnternet altyapımız iş ve zaman kaybına sebebiyet veriyor. İnternetimiz hızlanmalı, bizler de hızlanacağız. İnternet hızlanacak, Türkiye de hızlanacak.
Eğer gerçekte bir sihirli değnek olsaydı herhalde bu yazı üstüne yapacağım iki iş olurdu. Biri herkese yabancı dil vermek, diğeri de kişisel asgari 100 mbit internet erişimi sağlamak.
Sağlıcakla kalın,
İsa DAL

Beğendiniz mi? O halde paylaşın
Genel kategorisine gönderildi | 272 Yorum

Türkiye de Yine bir Referandum Olsa

Bu kez farklı bir referandum dan bahsedeceğim. Demokrasilerde vatandaşı düşündürüp, kendi geleceği için sandığa gitmesi için referandum kararı verilmesi, bir ülkenin geleceği için atılacak en doğru adım olduğunu düşünüyorum.
Konumuz kopma noktasındaki Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkileri:
Eğer AB nin işine gelseydi, bugüne dek Türkiye yi çoktan birliğe dahil etmişti. Siyasi ve ekonomik anlamda AB üyeliği kozunu kullanarak Türkiye ile istedikleri gibi oynayabileceklerini düşündüler. Ni̇tekim bu kozu yıllarca gayet iyi kullandılar. AB nin icra kurulunu oluşturan Almanya, Fransa, İngiltere ve üst akılları ABD, işlerine geldikleri gibi stratejik “tampon” ülke Türkiye yi, kah Orta Doğu siyasetlerinde, kah Sovyet ve sonrasında Rusya politikaları hamlelerinde kullandılar. Ancak son yıllarda AB-ABD/İngiltere üçgeninde bazı çıkar çatışmaları sonucunda, AB de kendi içinde çatırdamaya başladı ve sonucunda halkın görüşüne başvuran İngiltere Brexit e, yani İngiltere nin AB den çıkışına karar verdi.
2002 yılından itibaren AK parti hükümetleri dönemi ile birlikte, Türkiye’nin yıldızı AB de parlamaya başladı. Dönem başbakanı Avrupalıların başını döndürecek adımlarla, AB kriterlerini hızla yerine getiriyor ve AB tüm medyaları ile birlikte Türkiye ye övgüler yağdırıyordu. Ancak işler Orta Doğu politikaları ve Suriye iç savaşının patlak vermesi ile birlikte değişti. Bu oyuna müdahil olan ülkeler malumumuz. Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya, ABD ve ufak tefek 1-2 ülke daha. Ardından patlak veren terör olayları. Sonrasında malum Brexit ve AB kan kaybetmeye başlıyor. Türkiye de dibindeki coğrafya da olan biten ve kendine doğru tehdit oluşturmuş olan savaş, terör ve mülteciler hadisesine sessiz kalamayacağı için bütün bu ülkeler ile “sıcak” münasebetlere girdi ve AB ile de dolayısıyla arası açıldı gitti.
2002 öncesinde AB için Türkiye de bir referandum yapılsaydı, muhtemelen AB ye katılım %70 in üzerinde bir oy alırdı. Bugüne bakacak olursak, tam tersi, AB ye katılım hayali kuranların oranı %30-%40 ı geçmez.
Türkiye AB den, dünya dan kopmuyor. Türkiye kendi hür iradesi ile var olma çabası gösteriyor. Onun bunun kapısında el pençe divan duran bir ülke değil, kendi ayakları üzerinde, geleceğini bir istikrar, barış ve refah ülkesi olma yolunda çırpınıyor. Ben Almanya da doğmuş, büyümüş bir kardeşiniz olarak ve ticaretinin büyük bölümünü AB ülkeleri ile yapan bir ihracatçı olarak, bir Hristiyan kulübü olan AB nin, sözünü dinletemediği ve kendine benzetemediği bir ülke ile evlilik yapmayacağından adımın İsa olduğu kadar eminim. Biz Türkler onlardan farklıyız. Ne kadar eğitimli, çağdaş, modern, “Atatürkçü” olursak olalım, biz kültür olarak onlardan yine çok ama çok farklıyız. Biz ne Asyalıyız, ne de Avrupalı. Türkler bulunduğu coğrafya da çok özel ve özgün bir millettir. Türkler cihan imparatorluğu yapmış bir millettir. Kimseye benzemez. O nedenle AB vs bize uymaz. Biz kendi işimize bakalım.
Daha fazla lafa gerek yok. Yol haritamız bellidir. Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesi”ni okumadıysanız okuyun, okuduysanız da bir kez daha okuyun. Ancak yorumlarınızı dar ve sığ perspektiften yaparsanız olmaz. Günümüz ışığında daha küresel düşünmeniz gerekir.
Sevgilerimle,
İsa DAL

Beğendiniz mi? O halde paylaşın
Genel kategorisine gönderildi | 255 Yorum