Referandum Sonrası Ekonomi

Türkiye de ekonomik parametreler öngörülebilir, ya da anlaşılabilir şekilde radikal hareketler göstermiyor. Parametrelerin değişimi daha çok uluslarası boyutta gizli ajanda üzerinden oluştuğunu gözlemliyoruz.
Aslında gerçek ekonomi, piyasada kendini gösteriyor. Bu da moral ve alım-satım ile ilişkili. Şu şartlarda iç piyasada standart emtia satışınızı arttırmanızın yolu, sizin piyasaya tanıyacağınız vade ile gerçekleşmesi mümkün.
Türkiye de işsizlik oranı %10 un üzerinde, ancak bir işveren olarak bunun işverenin iş alanı sağlayamamasından değil, işgörenin iş tercihi ile ilgili olduğunu görüyoruz. İş arıyorum, sosyal haklarımı alabildiğim her işi yaparım diyen bir kimsenin işsiz kalması pek mümkün değil. Eğer bunun örneği varsa da bunu bilmeyi hepimiz isteriz.
Eğer herkesin bir miktar geçimini sağlayacak işi gücü varsa, gerisi artık güven ve huzur ortamına kalıyor. İster kazancınızın tamamı harcar, tasarruf yapmazsınız, isterseniz borçlanarak tüketirsiniz. Bunlar bir şekilde ülke ekonomisine faydası olacaktır. Tüketim oranında, üretim de artacaktır. Ne kadar nitelikli tüketirsek, o oranda nitelikli üretim artacaktır ve bu da nitelikli iş alanlarına imkan verecektir. Tüketimde yerli ürünlerin tercih edilmesi, ekonomiye üretim ve istihdam olarak dönme olasılığını daha da arttırdığı doğrudur.
Referandum sonrası, ilkbaharın etkisi ile bolluğun ve bereketin arttığı bir döneme giriyoruz. Şu anda çok şükür önümüzde olumsuz bir tablo görünmüyor. Sadece Türkiye nin değil, dünyanın başı terör belasının yakın zamanda çözüleceğini tahmin ediyoruz. Bu yüzden 2017 ye daha ümitle bakmakta yarar var. Ancak şu çok önemli bir konuyu kavramak ve kabul etmek lazım. Ekonomin şu anki hacmini zayıf değil, normal olarak kabul etmemiz daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Hükümet piyasaya ciddi anlamda destek veriyor. Bu fırsatları iyi değerlendirmek ve sağlam ve ahlaklı ilişkilere dayalı iş hacmi oluşturulması doğrultusunda kullanılması gerekmektedir.
Bilinçli üretelim, bilinçli tüketelim. İsraf etmeyelim, yerli ürünlere desteğimizi arttıralım.
Sevgilerimle,
İsa DAL

Beğendiniz mi? O halde paylaşın
Genel kategorisine gönderildi | 1 Yorum

Nasıl İhracatçı Olunur

İster ev hanımı olun, ister öğrenci, eğer vergi mükellefi olabiliyorsanız, ihracatçı da olabilirsiniz.
Vergi mükellefi olmak kolay, isterseniz direk maliye ye başvurursunuz, ya da bir mali müşavir, sizin vergi mükellefi olmanız konusunda yardımcı olabilir. Mali müşaviriniz tecrübe alanına göre, daha sonra yapacağınız muhasebe ve ihracat işlemlerinizde de yardımcı olacaklardır.
Ardından ilinizin bağlı bulunduğu ihracatçılar birliğine üye olmanız gerekir. Birliklere üye olmak için gerekli evraklar, ihracatçılar birliğinin web sayfasından öğrenilir, ya da birliği direk arayarak öğrenebilirsiniz. Bunlar basit formaliteler. Size ihracatçılar birliği bu konuda memnuniyetle yardımcı olacaktır. Sonrasında size bir de ihracatınızı gerçekleştirmek için bir gümrükçü gerekecek. Gümrük müşaviri sizin ürününüzün ihracatı aşamasında her türlü işlemi gerçekleştirmenizde yardımcı olacaktır.
Eğer size bütün bu anlattıklarım çok karmaşık geldiyse, siz yine bir ihracatçılar birliğinin kapısını çaldığınız zaman, size her türlü konuda destek olacaklarından emin olabilirsiniz.
Bu yazımda “nasıl ihracatçı olurum” sorusunu mümkün olduğunca yalın şekilde ifade etmeye çalıştım. Bu kadar basit mi ? Evet, gerçekten basit !
Bir sonraki yazımda, ihraç ürünlerinin seçimi ve Pazar bulma konusuna değineceğim.
Şimdilik hoşçakalın.
İsa DAL

Beğendiniz mi? O halde paylaşın
Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

1. Dünya Terör Savaşı

İnsanlık tarihinin kara sayfalarında yer alan 1. ve 2. Dünya savaşlarında milyonlarca kayıplar yaşandı. Temel amacı diğerinin sahip olduğu zenginlikleri gasp etmekti. Anadolu’da da bu işgal girişimine Çanakkale de, Antep te, Maraş ta, İzmir de dur dedik. Bugün ise halen Osmanlı dan gasp edilen topraklar üzerinde çıkar kavgaları onlarca yıldır devam etmekte.
2. dünya savaşından sonra doğu ile batı arasında yaşanan soğuk savaş döneminde yoğun silahlanma yaşandı. Zaman zaman ısınan iklim ve sıcak temaslar olsa da, beklenen 3. Dünya savaşı henüz gerçekleşmedi. Bunun nedenlerinden biri, kapitalizmin temeli olan tüketime dayalı ekonomilerin kitle savaşları ile zarar göreceği ve bunun da hiç akıllıca olmayacağı gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Kitle savaşları, günümüz küresel ekonomik yapısına ters düşen bir olgudur.
Türkiye terörle uzun yıllardan bir arada yaşıyor. Ermeni örgütü Asala ve sonrasında terörü sürdüren PKK gibi örgütlerin amacı hep aynıydı. Onbinlerce şehit verdik, ruhları şad olsun. ABD de yaşanan 11 Eylül 2001 tarihli terör saldırısı ile birlikte aslında 3. Dünya savaşı değil, 1. Dünya terör savaşı başlamış oldu. Gerçek ya da komplo, her ne olursa olsun, devamında bölgesel savaş, kan, şiddet ve onbinlerce, yüzbinlerce masum sivil ve çocuklar yaşamını, yerini yurdunu kaybediyor.
Ortadoğu da bölgesel çıkar savaşları devam ediyor. Terör destekli savaşlar, savaşa doğrudan ya da dolaylı müdahil olan tüm ülke ve bölgeleri içine aldı. Fransa, Belçika, Almanya, İsveç, Türkiye, Rusya kanlı terör olayları ile defalarca sarsıldı. Avrupa da bunun adına “İslami Terör” dediler, zira bu şekilde ülkeler kendi aralarında dolaylı teröre bir kılıf oluşturmuş oluyorlardı.
Çok daha fazla uzatmayayım, zira zaten bunu bir çoğumuz birlikte yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz.
Dünya bir terör savaşı yaşıyor. Bunun adı “1. Dünya Terör Savaşı”
Bu terör savaşının bir an önce son bulacağına inanıyorum, zira bitmek zorunda. Aksi takdirde pek değerli kapitalist düzen içinde yer alan değerlerin zarar görmesi, bu savaşların müsebbibi olan kan emicilerin işine gelmeyecektir.

Beğendiniz mi? O halde paylaşın
Genel kategorisine gönderildi | 24 Yorum

Hikayelerin Gücü

başlar biri konuşmaya. Bir türlü konuya giremez, lafı uzatır da uzatır. Sonra onaylaman beklentisi ile bir kurgu gelir karşına. Tepkimiz belli. Ya kardeş bana hikaye anlatma. Bu ya da buna benzer onaylamadığımız veya onayladığımız hikayeler. Ben size hikaye anlatmayacağım. Hikayenin gücünü 1-2 satırda kendimce anlatacağım.
Bebekliğimizden itibaren masallarla büyürüz, sonra bunlar hikayelere dönüşür. Kafamızda bir hayal kurarken, illaki bir kurgu temelinde düşünürüz. Bebeklikten gelen bu tanıdık bildik masal ve hikayeler, yaşamımız boyunca bizim algımızı şekillendirir. Bu nedenle insanlar ikna olmak için mutlaka bir hikayeye ihtiyaç duyarlar. Bu hikayeler salt gerçekler, köpürtülmüş gerçekler ya da salt kurgudan da ibaret olabilirler. Neticede çocukken olmayan masallara inanmadık mı ? Büyüyünce de masallara inanmayacağımız gibi bir yargıya varabilir miyiz ?
Günümüzde toplumsal algıyı hem tüketim, hem de siyasi anlamda yönetmek için hikayeler ortaya konulur. Bu hikayeyi “satın alanlar” ya da bu hikaye üzerinde “temalar” oluşturanlar, hikayeyi öyle bir köpürtürler ki, sonunda kendileri de gerçekliğinden zerre şüphe duymayacak noktaya, yani Şizofreni sınırına kadar gelirler.
Elbette hepimizin bir hikayesi ve kendi gerçekleri var. Birbirimize dürüst olmadığımız kesin, aynı şekilde kendimize karşı da dürüst olabilmemiz mümkün değil. Aynı şekilde “köpürtücüler” gibi, kendi uydurduğumuz hikayelere bir gün gelir, kendimiz de inanırız ve böylelikle gerçeklikten uzaklaşırız.
Ben bugün şöyle bebekliğimden itibaren bana anlatılan masalları, hikayeleri şöyle bir gözden geçirmeye başladım. Sonrasında da yetişkinlik dönemimde anlatılan hikayeleri. Kendimce çok şeyler çıkartabiliyorum. Ya Siz ?
Sevgilerimle,
İsa DAL

Beğendiniz mi? O halde paylaşın
Genel kategorisine gönderildi | 36 Yorum