1. Dünya Terör Savaşı

İnsanlık tarihinin kara sayfalarında yer alan 1. ve 2. Dünya savaşlarında milyonlarca kayıplar yaşandı. Temel amacı diğerinin sahip olduğu zenginlikleri gasp etmekti. Anadolu’da da bu işgal girişimine Çanakkale de, Antep te, Maraş ta, İzmir de dur dedik. Bugün ise halen Osmanlı dan gasp edilen topraklar üzerinde çıkar kavgaları onlarca yıldır devam etmekte.
2. dünya savaşından sonra doğu ile batı arasında yaşanan soğuk savaş döneminde yoğun silahlanma yaşandı. Zaman zaman ısınan iklim ve sıcak temaslar olsa da, beklenen 3. Dünya savaşı henüz gerçekleşmedi. Bunun nedenlerinden biri, kapitalizmin temeli olan tüketime dayalı ekonomilerin kitle savaşları ile zarar göreceği ve bunun da hiç akıllıca olmayacağı gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Kitle savaşları, günümüz küresel ekonomik yapısına ters düşen bir olgudur.
Türkiye terörle uzun yıllardan bir arada yaşıyor. Ermeni örgütü Asala ve sonrasında terörü sürdüren PKK gibi örgütlerin amacı hep aynıydı. Onbinlerce şehit verdik, ruhları şad olsun. ABD de yaşanan 11 Eylül 2001 tarihli terör saldırısı ile birlikte aslında 3. Dünya savaşı değil, 1. Dünya terör savaşı başlamış oldu. Gerçek ya da komplo, her ne olursa olsun, devamında bölgesel savaş, kan, şiddet ve onbinlerce, yüzbinlerce masum sivil ve çocuklar yaşamını, yerini yurdunu kaybediyor.
Ortadoğu da bölgesel çıkar savaşları devam ediyor. Terör destekli savaşlar, savaşa doğrudan ya da dolaylı müdahil olan tüm ülke ve bölgeleri içine aldı. Fransa, Belçika, Almanya, İsveç, Türkiye, Rusya kanlı terör olayları ile defalarca sarsıldı. Avrupa da bunun adına “İslami Terör” dediler, zira bu şekilde ülkeler kendi aralarında dolaylı teröre bir kılıf oluşturmuş oluyorlardı.
Çok daha fazla uzatmayayım, zira zaten bunu bir çoğumuz birlikte yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz.
Dünya bir terör savaşı yaşıyor. Bunun adı “1. Dünya Terör Savaşı”
Bu terör savaşının bir an önce son bulacağına inanıyorum, zira bitmek zorunda. Aksi takdirde pek değerli kapitalist düzen içinde yer alan değerlerin zarar görmesi, bu savaşların müsebbibi olan kan emicilerin işine gelmeyecektir.

Beğendiniz mi? O halde paylaşın
Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Hikayelerin Gücü

başlar biri konuşmaya. Bir türlü konuya giremez, lafı uzatır da uzatır. Sonra onaylaman beklentisi ile bir kurgu gelir karşına. Tepkimiz belli. Ya kardeş bana hikaye anlatma. Bu ya da buna benzer onaylamadığımız veya onayladığımız hikayeler. Ben size hikaye anlatmayacağım. Hikayenin gücünü 1-2 satırda kendimce anlatacağım.
Bebekliğimizden itibaren masallarla büyürüz, sonra bunlar hikayelere dönüşür. Kafamızda bir hayal kurarken, illaki bir kurgu temelinde düşünürüz. Bebeklikten gelen bu tanıdık bildik masal ve hikayeler, yaşamımız boyunca bizim algımızı şekillendirir. Bu nedenle insanlar ikna olmak için mutlaka bir hikayeye ihtiyaç duyarlar. Bu hikayeler salt gerçekler, köpürtülmüş gerçekler ya da salt kurgudan da ibaret olabilirler. Neticede çocukken olmayan masallara inanmadık mı ? Büyüyünce de masallara inanmayacağımız gibi bir yargıya varabilir miyiz ?
Günümüzde toplumsal algıyı hem tüketim, hem de siyasi anlamda yönetmek için hikayeler ortaya konulur. Bu hikayeyi “satın alanlar” ya da bu hikaye üzerinde “temalar” oluşturanlar, hikayeyi öyle bir köpürtürler ki, sonunda kendileri de gerçekliğinden zerre şüphe duymayacak noktaya, yani Şizofreni sınırına kadar gelirler.
Elbette hepimizin bir hikayesi ve kendi gerçekleri var. Birbirimize dürüst olmadığımız kesin, aynı şekilde kendimize karşı da dürüst olabilmemiz mümkün değil. Aynı şekilde “köpürtücüler” gibi, kendi uydurduğumuz hikayelere bir gün gelir, kendimiz de inanırız ve böylelikle gerçeklikten uzaklaşırız.
Ben bugün şöyle bebekliğimden itibaren bana anlatılan masalları, hikayeleri şöyle bir gözden geçirmeye başladım. Sonrasında da yetişkinlik dönemimde anlatılan hikayeleri. Kendimce çok şeyler çıkartabiliyorum. Ya Siz ?
Sevgilerimle,
İsa DAL

Beğendiniz mi? O halde paylaşın
Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Dünyaca Meşhur Denizli Havlusu

Serbest piyasa şartları. Her bütçeye uygun bornoz ve havluyu Denizli de bulabilirsiniz. Ancak Denizli giriş ve çıkışlarında, Havlu ve Bornozun başkentine yakışmayan görüntülerle 5 liraya bornoz, 2 liraya havlu satılmakta. Kentin merkezinde çarşılara giriyorsunuz, arada Çin malları. Havlu’nun başkenti Denizli ile alakası olmayan bir imaj. Oysa beş kıtada dünya’nın 180 den fazla ülkesine “Türk Havlusu” olarak ihraç edilen katma değeri yüksek bir üründen bahsediyoruz. Dünya’da ki imajımız, yereldekinden çok daha farklı olduğu ortada. Uluslararası çabalarımız ile birlikte ulusalda verdiğimiz mücadele elbette karşılığını bulacaktır. Türkiye nin dört bir köşesinden gelen yerli turistlerimiz Denizli’nin dünyaca meşhur havlusunu almadan gitmeyecekler. 3-5 liralık değil, dünya nın aldığı, talep ettiği kaliteden alacaklar. Bunun için Denizli’li sanayicilerimiz ve yatırımcılarımız bu “Prestij” meselesine el atması gerekiyor.
Dünya da kaliteli havlunun tescilli üreticisi Denizli de bu sene 6. sı düzenlenecek “Dünya, Türk Havlu ve Bornoz” festivali başlıyor. Bir Dünya markası olan Denizli ve Denizli Havlusu, yine bir marka olan “Dünya, Türk Havlu ve Bornoz Festivali” nin hazırlıklarını tamamladı. Sizleri 16 Mart İstanbul Sultanhamam, 18 Mart Denizli Babadağ ve 25 Mart ta Denizli Merkez de gerçekleşecek korteje bekliyoruz.
Dünya Türk, Havlu ve Bornoz Günümüz kutlu olsun.
İsa DAL

Beğendiniz mi? O halde paylaşın
Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Ah Yalan Dünya !

Gördüklerimiz, işittiklerimiz, okuduklarımız ve yaşadığımızı sandığımız yaşamın ardında farklı gerçekliklerin olduğunu düşünmüşüzdür.
Gerçekte ilişkide olduğumuz insanların yüzümüze farklı konuşup, arkamızdan farklı konuştuklarını da biliyoruz. Bu eylemin diğer adı da “dedi-kodu”.
Gündemim tartışıldığı sosyal medyanın gündemini yine dedi-kodu kıvamında yürütülen, temeli doğrulanmış bilgiye dayanmayan provokatif söylemler oluşturuyor.
Aylar öncesinde Türkiye bir 15 Temmuz gerçeğini yaşadı. Rusya, ABD ve Avrupa da yaşanan baş döndürücü siyasi ve sosyal gelişmeleri doğru yorumlayabilmek için ideolojilerden arındırılmış bir bakış açısı ile olayları değerlendirmek gerekirken, yine sosyal medya kalemşörleri “atıyorum” kıvamında, milletle dalga geçer bir basitlikle olayları ele aldıklarını görüyorum. Herkes fikirlerini özgürce ifade etme hakkına sahiptir, ancak bunun da bir edep sınırı dahilinde cereyan etmesi gerekiyor. İnsanlar tercihlerinden dolayı küçümsenemez, aşağılanamaz. Seçilmişlerde aynı şekilde, temsil ettikleri belirli bir kitle olduğu için, yine aşağılayıcı ve küçümser ithamlarda bulunulmasına kesinlikle karşıyım. Demokrasi, dozu aşmış tepkiler verilebileceği anlamına gelmez. Demokrasi, tercihlere saygı anlamına gelir.
Önümüzde bir referandum var. Lütfen kırıcı değil, yapıcı olalım. Tercih her ne olursa olsun, hiç bir kesimi tercihinden dolayı aşağılanmamalı.
Herşey vatanımız ve çocuklarımızın geleceği için.
Sevgilerimle,
İsa DAL

Beğendiniz mi? O halde paylaşın
Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın